|
|
|
|
#1 |
|
Forum Uzmanı ![]() |
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey;
Dünyanın en güzel sesinden, en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey… Fakat artık ümit yetmiyor bana; Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum ! Bu harika mısraların şairi, Nazım Hikmet’i kim tanımaz? Hakkında çeşitli fantastik hikaye bulunduran, tarih boyunca İstanbul’un can damarlarından biri olan ve İstanbul’da dört dönem görmüş ( Roma- Bizans- Osmanlı Devleti- Türkiye Cumhuriyeti), İstanbul siluetinin can damarı, Kız Kulesi’ni kim bilmez? Peki, Kız Kulesi efsanesinin, Nazım Hikmet efsanesini doğurduğunu söylesem… Her şey, 1827 yılında Almanya’nın Brandenburg kentinde Karl Detroit adlı bir çocuğun gelişiyle başlar. Çocukluğu, aile içi huzursuzluklar arasında geçer ve Karl, bir Fransız yetimhanesine bırakılır. Bir müddet sonra, gemi tayfalarında çalışmaya başlar. 12 yaşında Hamburg’tan kalkan gemiyle İstanbul’un yolunu tutar. Gemi, İstanbul sularına girdiğinde gemiden atlar ve Kız Kulesi’ne kadar yüzer. Bir daha, o gemiye binmek istemez ve Osmanlı Devleti’ne sığınır. Bu sırada iki ülke arasında diplomatik kriz yaşansa da Osmanlı sadrazamı Ali Paşa; Karl’ı yanına, himayesi altına alır. Karl, Mehmet Ali Paşa’nın ismini alır. Sarayda iyi bir eğitim alır. Artık Mehmet Ali olarak anılmaya başlanır. Bu dönemki başarılarından sonra II. Abdülhamit döneminde, kendisine paşa unvanı verilir. Mehmet Ali Paşa bu dönemde daha yükselir ve antlaşmalarda ismi ön plana çıkmaya başlar. Öyle ki 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması’nda, Osmanlı Devleti’ni temsil eden üç kişiden biridir. Bu antlaşma Hıristiyan cemaatlerine çeşitli imtiyazlar verdiği için bazı çevreler tarafından “ Devleti satan adam” olarak suçlanır ve Arnavutluk’ta linç edilir. Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsça ve Arapça dillerini iyi bilen ve bu dillerde şiirleri olan Mehmet Ali Paşa’nın 4 kızı olur. Paşa’nın “Leyla” adındaki kızının, “Celile” adında bir kızı olur. Celile Hanım ise bir erkek çocuğu doğurur: “Şair Nazım Hikmet Ran!” Nazım Hikmet 1921’de milli mücadele için Anadolu’ya giderken gemisi Kız Kulesi önünde durdurulur ve aranır. Özgürlüğüne 1950 yılında kavuşan Nazım Hikmet, o güne kadar en çok yapmak istediği şeyi yapar: Salacak Sahili’nden büyük dedesi Mehmet Ali Paşa’nın çıktığı Kız Kulesi’ne bakar ve elini suya sokar. Görülüyor ki hayat, küçük bir adım karşısında büyük mucizeler yaratabiliyor. Eğer Kız Kulesi efsanesi, Karl’ı kurtarmasaydı asla şu satırları okuyamazdık: En güzel deniz; henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel günlerimiz; henüz yaşayamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz; henüz söylememiş olduğum sözdür. |
|
|
|
| Yer İmleri |
| Etiketler |
| istanbul, nazımhikmet, neoarkeo |
| Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
|
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Forum Kuralları |
|